Kayıtsız kalınamayacak oyun: Bira Fabrikası

Bir kitapta şöyle yazıyordu, “Denize gidiyorsun. Ne görüyorsun? Dalgaları görüyorsun. Sonra geri geliyorsun ve denizi gördüğünü, denizin çok güzel olduğunu anlatıyorsun… Denizin kendisini görmedin, sadece dalgalanan yüzeyini gördün. Sadece kıyıda durdun. Denize baktın, ama o gerçekten deniz değildi…” Gerçek denizi bulmak için dalmak, en derine gitsen de keşfin bitmeyeceğini kabullenmek gerekiyordu. Duyduğum andan itibaren arkamı dönüp gidemediğim, sanki “Bana biraz daha yakından bak, benimle biraz daha fazla vakit geçir, beni biraz daha anla.” diyen Moda Sahnesi’nin yeni oyunu Bira Fabrikası’nın içine daldım

Ekran Resmi 2015-03-21 06.52.11

Onur Ünsal’dan Bira Fabrikası adlı yeni oyunu duyuyor ve o andan itibaren Moda Sahnesi’ne konuşlanıyorum. Önce Moda Sahnesi’ni anlamaya çalışıyorum; Hamlet, Parkta Güzel Bir Gün, Roberto Zucco ve Köpek, Kadın, Erkek oyunlarında, dekorun en azıyla yetinilen, şaşaalı kostümlerden kaçınılan, anlaşılır bir oyun ve oyunculukların ön planda olduğu bir anlayışla karşılaşıyorum.

Sahnede perde ve oyun başlarken “cep telefonlarınızı kapatın” uyarısının olmayışı, sitelerinde yayınlanan prova notları, bloglarında neler yaptıkları ile ilgili haberler, seyirciye güvenmelerinin ve onu da oyuna dahil etmek istemelerinin somut adımları.

Moda Sahnesi somut adımlarını Bira Fabrikası için atarken ben de oyuna değen her şeyi takibe alıyorum.

Ce qui arrive, arrive / Olacak olan, olur.

Takibe başlarken ilk sorum, “Afrikalı bir yazarın oyunu olan Bira Fabrikası buraya nasıl geldi?”

Yanıtını aynı zamanda şu an Roberto Zucco’da oynayan, çevirmen Ezgi Coşkun’da buluyorum, “Paris Sorbonne’da tiyatro yüksek lisansı yapıyordum. Koffi Kwahulé’nin oyunlarını aldığım Çağdaş Siyah Fransız Sömürge Tiyatrosu dersinde keşfettim. Henüz çevirmediğim ‘Cette Vieille Magie Noire’ oyununu izledim. Kendisi de oynuyordu. Diğer bir oyunu olan ‘Big Shoot’ üzerine ödevler yaptık. ‘Bira Fabrikası’ oyununu ise çok sevdim. Türkiye’de de oynanmasını çok istedim. Yazar ile tanışarak 2009’da çevirmeye başladım.”

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Ezgi Çoşkun, 2010 yılından itibaren oyunu birçok tiyatroya sunuyor. Yönetmen Kemal Aydoğan 2014 yılında ikinci kez okuduğu metne bu kez Moda Sahnesi’nde evet diyor; Köpek, Kadın, Erkek oyununa başlarken, aklında bu sezon için yeni bir oyun yokken…

Okuyanı sarsan yazarı keşif süreci beni Paris’e sürüklüyor. Yazar başlı başına ayrı bir yazı olarak çıkıyor; Ezber bozan Koffi Kwahule ile 90 dakika. Afrika’da doğan, kendisine sunulanın sınırlarını tanımayan, sorgulayan, büyüyen bir zihin.

Ben döndüğümde Bira Fabrikası ekibi çoktan çalışmalarına başlamış, yolu yarılamış oluyor.

Takibe kaldığım yerden devam ediyorum, “Peki bir hafta içinde kadro nasıl kuruyor?” ikinci sorum.

Cevabı için Kemal Aydoğan’ı Moda Sahnesi’nin yanındaki sahafların önünde yakalıyorum, “Kast oyunun %50’si, %60’ı. Oyunun iyi olmasının adımını orada atıyorsunuz. Necip (Memili)’i oyuncu ve insan olarak tanıyordum, enerjisini biliyordum, Gürsu (Gür)’yu da öyle. Necip, Caner (Cindoruk)’in çok yakın arkadaşı. Ben Caner’e Bira Fabrikası’ndan bahsederken Necip nasıl bir oyun olduğunu sordu, oyunu okuduktan 3 saat sonra arayarak inanılmaz bir oyun olduğunu ve oynamak istediğini söyledi. Necip bence Yüzbaşı Ölümü Sallamaz’dı. Schwänzchen’ı Gürsu Gür kabul etti, Onur (Ünsal) da Onbaşı Asalak’ı. Melis’in kadroya dahil olması da çok ilginç. Benim Beyazbüyü için Melis Birkan olabilir mi diye düşündüğüm bir sabah, tiyatroya geldiğimde Barış (Yıldız) bana Melis’in başka bir oyunda oynamak istediğini söyledi, birbirimizden hiç haberimiz olmadan. Bira Fabrikası için görüştük, ilk tiyatro oyunu olması sebebiyle çekincelerini paylaştı fakat Melis’in modern dans geçmişi, istekliliği bizim için tamamdı ve başladık.”

Ekran Resmi 2015-03-21 07.00.21

Bu süreci dinlediğimde aklıma yazar Koffi Kwahulé’nin söylediği atasözü geliyor: “Il ne faut pas se mettre sur la pointe des pieds pour voir ce qui arrive / Olacak olanı görmek için ayaklarının ucunda yükselmen gerekmez.”  Olacak olan olur, Bira Fabrikası’nın taşları oturur.

Dört bilinmeyen

Olacak olan olmuştu ve karşımda dört bilinmeyen vardı: Yüzbaşı Ölümü Sallamaz, Onbaşı Asalak, Beyazbüyü ve Schwänzchen. Kimdir bu karakterler, Bira Fabrikası’nda ne yapıyorlar? sorusu için en başta merakımı uyandıran Onur Ünsal’ı seçtim, “Karakterlerin hepsi palyaço. İç savaşı kazanmış iki asker karakter, bir bira fabrikası var, ele geçirmişler fakat fabrika çalışmıyor. Bunlar da bira fabrikasını çalıştıralım ve yeni sistemimizi kuralım, para, para, para aksın istiyorlar. Kim biliyor burayı çalıştırmayı? Beyazbüyü denen bir kadın. O kim? Eskiden buranın sahibiydi. Nerede şimdi? Paris Moulin Rouge’da revü dansçısı. Beyazbüyü geliyor. Bir müddet sonra tüm bu karakterler birbirlerine sürekli maymunluk yapıyorlar.”

Ekran Resmi 2015-03-19 22.18.54

Konu bu ama görünmeyeni? Onur Ünsal devam ediyor, “Koy bunları şimdi; askeri sınıf var, işçi sınıfı var ve emperyalizm var. Yazar bütün bu sınıfları biraraya koyup ne kadar acısı varsa komikleştirmiş, içini boşaltmış hepsinin, bununla baş etmiş. Herkesin birbirini palayla kestiği yerde, o palalı karakteri amuda kaldırıp baktırıyor. Çok tuhaf bir akıl. Neden bira mesela? Çünkü sıvı, bütün dünyayı dolaşabilir, petrol gibi de düşünebilirsin.”

Bilgiler geldikçe, sorular devam ediyor. Metnin altındaki bu incelikleri çözmek için ne yapıyorlar?

Kemal Aydoğan’ın ödevleri

Onur Ünsal, Kemal Aydoğan’dan gelen bir listeyi gösteriyor. Bira Fabrikası çalışmalarına başlarken oyuncuların, çevirmenin, asistanlar Ahsen Özercan ve Ferhat Asniya’nın, sahne tasarımcısı Bengi Günay’ın da dahil olduğu, tüm ekibin okuması gereken bir kitap listesi* (ışık tasarımını üstlenen İrfan Varlı yoğun temposu nedeniyle bu oyunda okuma listesinden muaf): Yeni Savaşlar/Herfried Münkler, Avrupa Evrenselciliği/Immanuel Wallerstein, Faşizm/Mark Neocleous, Neoliberalizmin Gerçek 100’ü/Hayri Kozanoğlu, İç Savaş Manzaraları/H.M. Enzensberger, Başkalarının Acısına Bakmak/Susan Sontag, Totalitarizmin Kaynakları 2, Emperyalizm/Hannah Arendt, İşçinin Varlık Problemi/Demet Ş. Dinler, Şiddet/Hannah Arendt, Acı Çikolata/Carol Off, Dehşetli Zamanlar/Wolfgang Sofsky . Bir de tavsiye edilenler var: Rabelais ve Dünyası/Mihail Bahtin, Faşizmin Doğası/Roger Griffin, Yüzyıl/Alain Badiou, Savaş Oyunları A.Ş./Roger Stahl,  Vahşeti Kavramak/Jan Philipp Reemtsma, Üç Gine/Virginia Woolf

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Kemal Aydoğan ödevlerinin arkasında: “Bizim, metni anlama/hissetme yolunda gösterdiğimiz gayretimiz, seyircinin konforu olacak. Oyuncu anlamışsa seyirci de anlar.”

“Karakterlerin hepsi kara, yazarın aklı ak”

Tamam, çözdüm diyorum, oyunun konusunu, karakterlerin ne anlama geldiklerini biliyorum ve akışı izlemek üzere Büyük Salon’a giriyorum. İlk 10 dakika ritme alışma süreci ile geçiyor, sahnedekilerin diline alıştım derken gülmeye başladığım şeyin aslında ne kadar dehşet bir durum olduğunu fark ediyorum, zihnimde karakterler belirsizleşiyor, bir yere oturmuyor.

Belirsizleşeni belirliye çevirmek üzere Sabahattin Eyuboğlu’nun siyah-beyaz tezine sarılıyorum. Eyuboğlu İslamiyet öncesi bir uygarlıkta oynanan şu temsilden yola çıkar; biri siyah biri beyaz giyinmiş iki adam ortaya çıkarmış. Bu iki adam arasında bir kavga başlarmış. Siyah adam beyaz adamı öldürür, yanında sessiz duran kadınını alırmış. Bir süre sonra köylüler beyaz adamın ağzına meyveler koyarlarmış. Beyaz adam dirilir, siyah adamı öldürür ve kadını geri alırmış.

Eyuboğlu bu durumu bildiği tüm eserlere indirgeyebildiğini söyler ve der ki “Tiyatronun özü, iki karşıt gücün savaşı olsa gerektir. Sahnede başarıya ulaşmanın sırrı da belki bu iki gücü birbirine eşit olarak karşılaştırmaktır.”  Hamlet’i hemen bu şemaya oturtur; Hamlet, Hayalet, Horatio, Ofelya beyaz; kral, kraliçe, Polonius, Laertes siyah güçlerdir. Faust, Madame Bovary, Karagöz-Hacivat örnekleriyle tezini destekler.

Fakat seyircisini içine alan, derinleşen, katmanları olan, izleten Bira Fabrikası’nda bu düzeneği bulamıyorum. Ertesi gün soluğu yine Moda Sahnesi’nde alıyorum, konsere inmek üzere olan Kemal Aydoğan’ın karşısındayım, “Bu karakterler ne renk?” diye soruyorum. Gülüyor, zamanında Eyuboglu’nu siyah-beyaz kelime kullanımı ile eleştiren Nurullah Ataç’ın seçimini yaparak “Karakterlerin hepsi kara, yazarın aklı ak” diyor.

Bira Fabrikası ne anlatıyor?

5 Mart’taki ilk gösterimde Bira Fabrikası’nın kara karakterlerini izliyorum, akışta dikkat etmediğim müzikler belirgin hale geliyor;  birileri Koffi Kwahulé’nin caz tutkusunu müzikleri yapan Dandadadan ekibine iletmiş diyorum.

6 Mart’ta son keşif olacağını zannederek yine Büyük Salon’dayım.

Son sorumu en başa dönerek soruyorum “Bira Fabrikası ne anlatıyor?”

Kemal Aydoğan: Günümüzde yaşadığımız kıyameti anlatıyor.

Ezgi Coşkun: Korkunç olanın korkunç saçmalığı ve komikliği.

Bengi Günay: Tecavüzü anlatıyor.

Onur Ünsal: Savaş eğlencesi.

Melis Birkan: Neyi çoğalttığını bilmeden sınırsızca üremek ve üretmek kıyametin asıl başlangıcı… Doğurganlık insanoğlunun en büyük silahı…

Necip Memili: Rüya olması gereken büyük bir dehşeti anlatıyor.

Gürsu Gür: Neoliberalizmin şiddeti savunarak nasıl sömürgeler yarattığını anlatıyor.

Ahsen Özercan: Şeflerin gizemini açık ediyor. Gizem kim?

Ferhat Asniya: Komik ama gerçek.

Ekran Resmi 2015-03-21 07.26.44

Ve Koffi Kwahulé: Bira Fabrikası bir kara komedidir. Bira Fabrikası ile kesinlikle komik ama aynı zamanda taşlama içeren bir oyun yazmak istedim. Hız çağında ilişkilerimizi anlatan bir öyküdür. Globalleşmenin vahşi ormana çevirdiği dünyada artık bir şefe, bir düşünüre ihtiyaç yoktur, bir guruya ihtiyaç vardır. Bira Fabrikası Afrikalı bir oyun değildir, Babilli bir enerji içinde dillerin, müziğin, tiyatro türlerinin, kadınların, erkeklerin yan yana gelmesidir. Modern çocuksuluğumuza güldüğümüz bir oyun.

Keşfin bitmeyeceğini anlıyorum.

*Kemal Aydoğan’ın göndermiş olduğu kitap listesinde
     yayınevleri de belirtilmiştir.
Reklamlar

Kayıtsız kalınamayacak oyun: Bira Fabrikası” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s